Kıdem tazminatı, yasada belirtilen nedenlerle iş akdi sona eren işçinin(veya mirasçısının), belirli bir çalışma süresini doldurmuş olması şartıyla işverenden aldığı bir miktar paradır. Kıdem tazminatı işçinin son ücreti göz önünde tutularak ödenir. Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için 4857 sayılı kanuna uygun bir iş sözleşmenin varlığı, işçinin en az bir yıllık çalışma süresini doldurmuş olması ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi ile düzenlenmiş olan hallerden biri nedeniyle iş akdinin sonlanmış olması gerekmektedir. Kanunda sayılan bu hallerden birisi de kadın işçinin evlilik nedeniyle sözleşmeyi feshetmesidir.
Evlilik Nedeniyle Fesihte Uyulması Gereken Şekil Şartları Nelerdir?
Kadın işçinin evlilik nedeniyle iş sözleşmesini fesih işlemini nasıl yapacağı hususunda mevzuatta bir açıklık bulunmamaktadır. İşbu fesih işlemi sözlü veya yazılı olarak yapılabilmektedir. Peki, feshin evlilik nedeniyle yapıldığının işverene bildirilmesi gerekli midir? Bu hususa ilişkin olarak Yargıtay Kararlarında; İş akdinin evlilik nedeniyle feshedildiği işverene bildirmese dahi evlilik tarihinden itibaren bir yıllık süre içerisinde sözleşmenin feshedilmiş olması halinde feshin, evlilik nedeniyle gerçekleştiğinin kabul edileceği belirtilmiştir.
Evlilik Nedeniyle Fesihte İhbar Süresi Nedir? İhbar Tazminatına Hak Kazanılabilir mi?
4857 sayılı İş Kanununun 17. maddesine göre işçinin uyması gereken ihbar süreleri evlilik nedeniyle fesih bildiriminde uygulanmaz. Bu nedenle ihbar tazminatına hak kazanılması da söz konusu değildir. Ancak evlilik nedeniyle fesih işleminin resmi nikâh tarihinden itibaren 1 yıllık süre içerisinde yapılmış olması gereklidir.
Hakkın Kötüye Kullanılması Bakımından Evlilik Nedeniyle Fesih
Hakkın kötüye kullanılması kavramı, bir hakkın kanunda belirtilen amacı dışında dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması ve bundan başkalarının zarar görme tehlikesi anlamına gelmektedir. Kanunda kadına verilen, evlilik nedeniyle fesihte kıdem tazminatı kazanılması hakkının da kötüye kullanılması söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durumun tespiti halinde verilmiş olan kıdem tazminatının geri alınmasına karar verilebilir. Örneğin Yargıtay’ın bir kararında, kadının daha önce evli olduğu kocasından boşanıp kısa süre içerisinde yeniden evlenmesi halinde işverence ödenen kıdem tazminatının geri alınabileceğine hükmedilmiştir. Buna karşılık kanun, kadın işçinin daha önce evlilik yapmamış olmasına ilişkin bir şart koymamıştır. Evlilik nedeniyle fesih gerçekleştikten sonra, kadının kocasından boşanması veya yeni bir işe girmesi durumu kadına verilen kıdem tazminatını olumsuz etkilememektedir.
Bu Düzenlemenin Yalnızca Kadınlara Yönelik Olması Eşitlik İlkesine Aykırılık Oluşturur Mu?
Evlilik nedeniyle fesihte kıdem tazminatı hakkının yalnızca kadınlara verilmiş olması öğretide tartışmalara yol açmıştır. Bununla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış olan bir başvuruda, “4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile evli kadın ve evli erkeğin çalışması eşit koşullara kavuşturulduğu halde, kadın işçinin hizmet akdini sona erdirmesi durumunda kıdem tazminatına hak kazanmasının Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu” ileri sürülmüştür. (Anayasa mahkemesi, 19. 06. 2008 gün, E.2006/156 – K.2008/125, RG, 26.11.2008, Sayı: 27066.)
Yapılan başvuru, kadının toplumda üstlendiği görev ve sorumluluk gereğince kadın çalışanlar yararına değişik kural ve uygulamaların gerekli olabileceği, bu nedenle hükmün Anayasa’ya aykırılık oluşturmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir. Ancak başvuru reddedilmiş olsa da karşı oylar mevcuttur. Açıklanan karşı oy gerekçesinde; evlenme nedeniyle isteğe bağlı olarak iş akdinin sona erdirilmesinde, kadına kıdem tazminatı ödenerek bu durumun, özendirici hale getirilmesinin, kadının iş yaşamından uzaklaştırılmasına neden olabileceği, geleneksel yaklaşımlarla kadının korunması amaçlanırken, Anayasa’nın 10. Maddesi ile giderilmeye çalışılan eşitsizliğin daha da derinleşmesine yol açılması olasılığının Anayasal bir sorun oluşturduğu belirtilmiştir. Kadınların toplumun eşit haklara sahip bireyi olarak erkeklerle aynı hukuksal konuma getirilebilmesi amacıyla Anayasal korumadan yararlandırılması gerektiği ancak böyle bir gereksinimin olmadığı hallerde erkeklerin kadınların yararlandığı bir haktan yoksun bırakılmasının eşitsizlik oluşturacağı belirtilmiştir.
